İki Çocuk
Ben, büyümek yoluna karşılaştım insanın içinde bir çocuk olduğu inancına.
Herkeslerce kabul gören bir inançtı bu.
Sorsak kimilerine biz hiç çocuk olmadık derler.
Sorsak kimilerine biz hep çocuktuk derler.
Peki ya kimdir bu çocuk?
Ne yer ne içer?
Nereyi mesken tutmuştur?
Bildiğimiz çocuklar gibi midir yoksa onlardan ayrılan özelliklere mi sahiptir?
Peki nerededir o çocuk?
Ben, bir çocuk tanıdım.
Düşleri denizler, dalgalar, deniz kabukları olan. Ondan uzakta ama onunla muhabbet içinde yıldızları olan, ağaçlara içtiği sudan ikram eden bir çocuk tanıdım.
Ben, bir çocuk tanıdım.
Düşleri mezarlıklar, topraklar ve ölüm olan. Ondan uzakta onunla muhabbet içinde azraili olan, canını yakana bir diğer canını ikram eden bir çocuk tanıdım.
Her iki çocuğun eş zamanlı akan göz yaşlarına şahit oldum. Her iki çocuğun bir çınar gölgesinde yan yana oturduğuna şahit oldum.
Yaşamak savaşında herkesi karşı karşıya getiren hayat, onları yaşlarının hatrına yan yana getirmişti o gün.
Yaşamak bu ya. O günden sonra bir daha yan yana gelemediler hiç.
Savaşın en çetin geçtiği günlerde çocuklar birbirlerini bulamadılar bir daha eskisi gibi.
Biri ıssız diyarlarda kayboldu. Kimse duymadı sesini. Kimse karanlıklarından çıkarmadı gün yüzüne.
Diğeri savaşta yaş yitirmeye, can kaybetmeye ve o gün yan yana geldiği çocuğu özlemeye devam etti.
Bir daha haber alamadılar birbirlerinden.
Çocukların şen kahkahaları süsleyemedi bir daha göğe uzanan ağaç dallarını.
Çocuklar gülmedi bir daha öyle yürekten.
Bir daha kâğıt helva yemedi ıssızlarda kaybolan çocuk.
Bir daha gecenin karanlığına mektuplar yazmadı savaşta yaş yitiren çocuk.
O çocuklar bir daha öyle çocuk olamadılar.
Hikayeleri de nesilden nesile anlatılmadı.
Öyleyse günler günleri kovalaya dursun, biz o çocukları unuta duralım…
Yorumlar
Yorum Gönder