Baba
Karmakarışık duygular içerisindeyim bugün.
Yazmayı günlerce hatta haftalarca ertelediğim üzerine tozlar yağmış duygularımı dökeceğim bu satırlara. Zira karmakarışığım. Önümü ardımı göremiyorum.
Nereden başlasam nelerden bahsetsem bilmiyorum ancak gün yüzüne çıkmalı ya gömdüklerim. İçimde sancılar olmamalı kalbimi artık rahat bırakmalılar.
Dişlerimi sıkarken buluyorum kendimi son zamanlarda. Uyurken de değil üstelik gün ortasında rasgele bir işle ilgilenirken ya da hiçbir şey yapmazken.
Bilmiyorum nedir nedeni? Satırlarda aramaya geldim yine kendimi. Biliyor musunuz ben çok severim yürümeyi. Keşfetmeyi. Ormanları yeni yerleri. Bunlardan ibaretim diyecek olsam geriye kalanlara ne demeliyim bilmiyorum. Zira şu 23 yıllık hayatımda ne kadar yürüdüm ne kadar keşfettim onu da bilmiyorum. Fakat bana yetmedi. Bundan eminim ve eksikliğini hissediyorum. Biraz imkanların izin vermeyişi biraz da önüme engellerin dizilişi sebepti buna. Kalan uygunlukta da elimden geldiğince yürüdüğümü zaten yakınlarım hep bilir.
Yakınlarım. Mesela üç beş kişi geliyor aklıma. Bir de babam. Yakınlarımdan dünyevi olarak çıktı. Belgeler de onayladı bunu. Kendimi kendime insanın babası ölür mü hiç derken buluyorum. Üstelik bunu kimseye de söyleyemiyorum. Benim için üzülebileceklerinden yahut kendileri için üzülebileceklerinden. Hep susuyorum. Sadece en sevmediğim bana yetim denmesi oluyor. Kendimi yetim görmüyorum ki ben. Çaresiz kimsesiz görmüyorum. Allah var hem. O bakıyor bana, yediriyor içiriyor. Ben varım yanımda elimden tutuyorum. Parka götürüyorum, salıncağa bindiriyorum içimdeki çocuğun hatırına. Onu önemsiyorum. Belki de yıllarca parklardan vazgeçmeyişim de babamla ilgiliydi. Onunla giderdik. Ben sallanırdım o izlerdi beni. Öyle her gün gittiğimizi de sanmayın. Çok azdır o da. Çünkü çalışırdı babam. Hayatının sonuna kadar hep çalıştı tıpkı babaannem gibi. Bana bıraktıkları büyük miraslardan biri oldu bu. Ben de niyetindeyim bunun fakat her adımımdan sonra durup dinlenmek farzmışcasına kalakalıyorum. Duygularım dedim ya karmakarışık. Onlar belki de tüketiyor beni bu kadar. Bir kaç sayfa kitap okuduktan sonra uzanma isteği geliyor. Sanki çok büyük iş yapmış da yorulmuşcasına. Belki halimi bilen birileriyle konuşmak çok iyi gelirdi. Fakat bunun için çabalayacak gücü ve enerjiyi bulamıyorum kendimde. İşte bu yazının bunca zamandır ertelenme sebebiyle buydu. Duygularımı ertelesem ya da azaltmaya çalışsam da onlara hiçbir şey olmuyor o bulundukları konumda. Bir şekilde çıkıyorlar karşıma ve bana biz önemliyiz bizimle ilgilenmeyi ihmal edemezsin diye hatırlatıyorlar kendilerini. O halde bahsedeyim. Babamın elinin değdiği izini gördüğüm her şey farklı bir hüzünle tezahür ediyor ruhuma. Bu çantamı o görmüştü ama bu kıyafetimi o hiç görmedi diyorum. Marangoz kızı olmak da böyleymiş meğer. Gördüğüm her ağaç her ahşap malzeme. Hepsi bana onu hatırlatıyor. Sanki tüm hepsine onun eli değmiş gibi. Yolda yürürken hep ağaçları anlatırdı sorardı bana. Hep marangozluk öğrenmek istedim aslında ama o büyük tehlikeli makinelere yaklaştırmazdı beni. Ve hiç bir zaman da o doğru zaman gelmedi. Sadece tesadüfen denk geldiği müddetçe öğrendim ondan bir şeyleri. Meğer böyle hissediyormuş çocuklar. Keşke bildiği her şeyi bilebilseydim diye. Öyle olsa belki daha az üzerdi. Ondan devralacaktım ve sürdürecektim mesleğini. Yine de aklımda marangozluk olmasa da ahşaba dair bir şeyler yapmak var. Babamın anısına.
Geçen gün babamdan kalan son yumurtaları yedik. Onca emekle zahmetle bahçemizde yetiştirdiği her gün özenle baktığı o tavuklardan gelen son yumurtayı. O tavuklar da yok artık. Bakamayacağımızdan dolayı verdik. Yani o son organik yumurtayla birlikte babam hayatımızdan tamamen çekti elini. Elimde sadece kendi ellerim ondan miras aldığım yetenek var. Bİliyor musunuz ellerim, el bileklerim aynı babama benziyor. Onu kendimde yaşatmak istiyorum. Benden kopmasın gitmesin. Önemli bir yola çıkarken baba yanımda ol diyorum içimden. Ona ihtiyacım olduğunda hep benimle gelsin. Bir ömür ayrılmasın yanımdan. O yaşarken biz uzaktık, onun gidişiyle biz daha da yakın olalım. Babamdan bahsetmek hep boğazımda bir yumru oluyor. Hayatımda ilk defa yeni ölmüş daha sıcaklığı geçmemiş bir insana dokundum babamın ölümüyle. Babamdı orada yatan ama babam da değildi sanki artık. Bir gözü yarı açıktı. Sanki hala buradaydı aklı. Gİtmek istemiyordu. Yoğun bakımdayken de reflekssel olarak açıyordu gözlerini. Son kez morgun içinde son kez elini tutmak istedim ama izin vermediler.Sarılıydı elleri. Çoktan paketlemişlerdi. Onlar için sadece işti bu. Benimse bir paçamla vedamdı. Başına dokunabildim sadece. Dokunmak son kez babama dokunmanın nasıl olduğunu görmek istedim. Garipti. Sıcaktı hala ama yumuşak değildi. Soğuktu manevi anlamda. Öyle ya ruhu yoktu artık o bedende. Fakat hala daha geceleri uyurken babama sarıldığım anların hissettirdiklerine sığınıyorum. Ellerini tutmanın sarılmanın öpmenin nasıl hissettirdiği. Son zamanlarda hiç iyi değildim ben. Bu yüzden de onu üzüyordum biraz. Eskisi gibi neşeli olamıyorduk . Fakat sırf o sevinsin diye de mutluymuş gibi yapamıyordum. Özür dilerim baba. Son zamanlarında daha neşeli olmanı isterdim. Fakat belki de kalbim fazla kırıktı, sana gülümseyebilmek ve tekrar kocaman sarılmak için. Şimdi herkese onun babası hayatta diye bakıyorum. Ya da onun da babası öldü belki o da benim gibi hislere sahip diye. Atlatılmayacak aşılmayacak şeyler tabi ki de değiller. Ben ölümün gerçekliğiyle babamdan epey önce yüzleşmiştim farkındaydım kendisinin. Fakat işte insan haber alamıyor iyi mi orada nasıl bilemiyor. Hoş haber almak da yetmez ki bana iyi olduğunu iyi hislere sahip olduğunu bilmek anca yeter. Allahım lütfen iyi yerlerde olsun babam. Lütfen.
İşte böyle.
İnsanın babası ölüyor.
Fakat yine de devam ediyor.
İşte insan bu, büyük mucize.
Devam etmesiyle alışmasıyla meşhur.
Dünyaya gelmesiyle ve dünyadan gitmesiyle.
Yorumlar
Yorum Gönder